Bir zamanlar…
Küçük bir köyde…
Çobanlık yapan genç…
Koyunlarını otlatırken canı sıkılır!
Can sıkıntısını gidermek için de…
Köylüye şaka yapmak istemiş!
Koyunları otlakta yalnız bırakan çoban…
Köye doğru koşarak, köylüye sürüye kurtların saldırdığını söyler..
Ve köylüyü otlağa götürür!
Köylü otlakta kurdun olmadığını görünce…
Çobana kızarak köye geri dönerler!
Bir süre sonra çoban yine köye koşarak…
Aynı şeyi söyler!
Kurtların sürüye saldırdığını söyler!
Zorda olsa köylüyü ikna eder, otlağa kadar götürür!
Köylü…
Yine kurt murt görmez…
Çobanın kendileriyle eğlendiğini görünce, kızarak döner!
Bir süre sonra…
Çoban yine sürüsünü otlatırken…
Bu kez gerçekten…
Sürüye kurtlar saldırır!
Telaşlanan çoban köye doğru koşar…
Köylüye kurdun saldırdığını söyler…
Söyler ama…
Bu kez..
Kimse çobana aldırış etmez!
Peşinden giden olmaz!
Bu kıssaydı…
Şimdi gelelim hisseye!
Dear Yılmaz…
Yani Rahmi Yılmaz!
Her dönem bu son diyor…
Sonra ÇTSO’da meclis üyesi oluyor!
Geçen dönem de…
Bu son demişti…
Ben de inanmıştım ona…
Bu dönem…
Üstüne bir de tiyatro çevirdi…
Son dedi!
Son kez abilik yapacak!
İnandınız mı?
Ben inanmadım!
Peşinden giden olur mu?
Sanmam!
Bitirirken…
Hatırlatayım…
Süleyman Kozuva, aday olmaz demiştim!
Geçen Cuma yazımda…
Ben…
Bu ay sonuna kadar…
Yazım bekler diye düşünürken…
Ne oldu?
Çok sürmedi!
Cuma yazdım, pazartesi günü…
Bizzat…
Süleyman Kozuva…
Ne bugün, ne bir yıl sonra…
Aday olmayacağım!
Koltuktan vazgeçmesini bilmek gerek dedi!
Adam gibi adam, böyle der!
Rahmi gibiler de…
Bu son der!
Bilmem anlatabildim mi?