Dünya tuhaf bir tiyatro sahnesine dönmüş gibi. Sahnenin ortasında Gazze var. Bir tarafta enkazın altından çocuk çıkaran gönüllüler, diğer tarafta “derin endişe duyuyoruz” cümlesi kurmakla yetinen devletler.
İnsan ister istemez soruyor: Bu nasıl bir düzen?
Bir yandan yardım konvoyları hazırlanıyor, bağış kampanyaları yapılıyor, dünyanın dört bir yanından insanlar elinden geleni yapmaya çalışıyor. Doktorlar, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler… Ellerindeki sınırlı imkânlarla yaraları sarmaya uğraşıyorlar.
Ama aynı anda, aynı dünyada, aynı gökyüzünün altında devletler de var.
Orduları olan, diplomasi gücü olan, uluslararası kurumları yöneten devletler.
Ve onlar çoğu zaman sadece izliyor. Diğer taraftan yardım çağrıları, ramazan ayında iftar için yardımlar vs…
Buna eski bir Anadolu deyimi yakışıyor: Tilkiye “kaç”, tazıya “tut.”
Bir taraftan “ateşkes çağrısı” yapılıyor, diğer taraftan savaşın devam etmesini sağlayan siyasi ve askeri dengeler korunuyor. Bir yandan insani yardım konuşuluyor, diğer yandan yardımın ulaşmasını zorlaştıran politikalar sürüyor.
Sonuç?
Mazlumlar yine enkazın altında.
Gazze’de yaşananlar artık yalnızca bir coğrafyanın meselesi değil. Bu, dünyanın vicdan sınavıdır. Çünkü modern dünya kendini hep aynı cümlelerle tanıttı: insan hakları, uluslararası hukuk, sivillerin korunması, evrensel değerler.
Ama mesele gerçekten zorlaştığında bu değerlerin çoğu bir anda diplomatik cümlelere dönüşüyor.
“Kaygı duyuyoruz.”
“Takip ediyoruz.”
“Tarafları itidale davet ediyoruz.”
Oysa bombaların altında yaşayan insanlar için bu cümlelerin hiçbir anlamı yok.
Bir annenin kaygısı, bir çocuğun korkusu, bir şehrin yıkılışı… Bunlar rapor diliyle anlatılabilecek şeyler değil.
Bugün dünyada garip bir ikilik var. Vicdan çoğu zaman halklarda; güç ise çoğu zaman devletlerde.
Halklar yardım gönderiyor.
Devletler açıklama gönderiyor.
Ve tarih genellikle böyle zamanlarda yazılır. Çünkü bazı dönemlerde insanlık ikiye ayrılır: seyredenler ve hatırlananlar.
Gazze’de yaşananlar da bir gün mutlaka hatırlanacak.
O gün geldiğinde sorulacak soru çok basit olacak:
Kim gerçekten “dur” dedi, kim sadece izledi?