NALAN TUFAN

Tarih: 24.02.2026 19:59

MUTLULUK VE HASRET ÜZERİNE...

Facebook Twitter Linked-in

Mutluluğu çoğu zaman gülüşlerde, kutlamalarda, tamamlanmış hayallerde arıyoruz. Oysa insanın en derin duyguları çoğu zaman eksiklikte saklı. Âh çektiğimizde, birini özlediğimizde, kavuşamadığımızda… İşte tam da o anlarda kalbimizin en canlı yerindeyiz. Acı çektiğimiz için değil; hissettiğimiz için.

Âh etmek bir zayıflık değildir. Âh, insanın içindeki yangının sesidir. Bir şeyin kıymetini bilmenin, birini gerçekten sevmenin, bir hayali içtenlikle istemenin dışa vurumudur. Eğer bir şeye içten bir “âh” çıkıyorsa, orada sahici bir bağ vardır. Demek ki kalp hâlâ çalışıyordur.

Hasret de öyle… Hasret, yokluğun içindeki varlıktır. Uzakta olanın kalpte büyümesidir. Özlemek, aslında hatırlamaktır. Hatırlamak ise yaşatmaktır. İnsan bazen kavuştuğunda değil, özlediğinde anlar değerini. Çünkü hasret, sevgiyi törpülemez; aksine keskinleştirir.

Belki de mutluluk; sadece kahkahadan ibaret değildir. Belki mutluluk, sevdiğimiz biri için içimizin sızlayabilmesidir. Belki de birine duyulan özlemin, kalbimizi hâlâ diri tuttuğunu fark etmektir. Çünkü hiçbir şey hissetmemek asıl yoksunluktur. Ne âh edebilmek ne de özleyebilmek…

İnsan en çok sevdiğinde yanar. En çok değer verdiğinde korkar. En çok bağlandığında hasret çeker. Ama bütün bunlar, ruhun canlı olduğunun işaretidir. Duyguların olduğu yerde hayat vardır. Ve hayatın olduğu yerde umut.

Belki de mutluluk, hiç acı çekmemek değil; acının içinden geçerken bile sevebilmektir. Hasret çekerken bile kalbini kapatmamak, âh ederken bile umudu söndürmemektir.

Çünkü insan, en çok hissettiği kadar yaşar.

Ve belki de mutluluk; bazen bir kavuşma değil, o kavuşmayı beklerken kalbin attığını duyabilmektir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —