Bazı hikâyeler vardır…
Adı konulmaz, kaynağı bilinmez!
Amma ve lakin…
Kulaktan kulağa dolaşırken büyür!
Derinleşir…
Hatta zamanla…
Gerçekliğin…
Kendisinden daha…
Sahici bir hâl alır!
Ne dedik…
Gizemli patronun gizemli atı…
İşte o da…
Böyle bir şey…
Hukuk da derler ki…
Şuyuu vukundan beterdir!
Olmasa da…
Olmasından daha fazla…
Etki yapar!
Bazen dolambaçlı yollar…
Meseleyi kavramaya…
Ufku açmaya…
Daha iyi gelir!
Neyse…
Uzatmayayım…
Nerede kaldık!
At…
O da işte böyle bir anlatı!
Buyurun, okuyun…
Ne tam bir efsane…
Ne de sıradan bir gerçek…
İkisinin arasında…
Sisli bir eşikte bekleyen…
Bir anlam arayışı!
Patron…
Onu tanıyan pek yoktur aslında!
Adı anıldığında yüzler değişir…
Cümleler kısalır…
Bakışlar yere iner!
Servetinden söz edilir…
Gücünden bahsedilir…
İyi insan olduğu…
Hep anlatılır!
Amma ve lakin…
Değirmenin suyuna…
Değinen…
Olmaz!
İşte…
En çok da bu yüzden…
Hatırlanır!
Bir de…
Suskunluğuyla…
Çünkü bazı insanlar…
Konuşarak değil de…
Sustuklarıyla hükmeder!
İşte bu suskunluğun gölgesinde…
Bir de at vardır!
Değirmenin suyu ve suskunluk!
Başka bir başlığa kalsın…
Biz at meselesiyle…
Devam edelim!
Kimilerine göre bir yarış atı…
Kimilerine göre bir kaçışın sembolü!
Kimilerine göreyse…
Sahibinin ruhuna açılan bir kapı!
Atın rengi…
Tam olarak tarif edilemez…
Görenler farklı anlatır!
Kimi gece gibi siyah der…
Siyah…
Kimi ay ışığında…
Gümüşe çalan bir beyaz…
Belki de mesele renginde değil!
Bıraktığı izlenimdedir!
Çünkü o at…
Bakana…
Kendi iç dünyasını…
Yansıtan bir ayna gibidir!
Gücü gören güçten etkilenir…
Yalnızlığı hisseden yalnızlığını bulur!
Rivayet odur ki patron…
En zor kararlarını o atın sırtında alır!
Atı bilen pek azdır!
Şehrin gürültüsünden uzaklaştıkça…
Düşünceleri berraklaşır…
İnsanlardan koptukça…
Kendine yaklaşır!
Bu yönüyle at…
Atlar mı desem?
Yoksa…
Sadece bir ulaşım aracı değil…
Bu at, atlar…
Bir tür arınma mekânıdır!
Modern dünyanın…
Betonla örülmüş…
Karmaşasında…
Doğaya açılan…
Nadir kapılardan biri…
Ama asıl gizem burada başlar!
At gerçekten var mıdır…
Adı nedir?
Yoksa patronun zihninde…
Yarattığı bir kaçış metaforu mu?
Belki de bu soru gereksizdir!
Çünkü bazı şeyler…
Var oldukları için değil…
Var olduklarına…
İnanıldığı için gerçektir!
Tıpkı umut gibi…
Korku gibi…
Ya da insanın…
Kendine anlattığı hikâyeler gibi…
Düşündükçe…
Şunu fark ediyorum!
Hepimizin bir gizemli atı olsaydı!
Sıkıştığımızda sığındığımız…
Kalabalıktan kaçtığımız…
Kendimize döndüğümüz…
O görünmez alan…
Ama maalesef yok!
Onun var!
Gizemli hem de…
Adı nedir?
Bilinmez…
Bir gün…
Ankara'da…
Bir gün…
İstanbul'da…
Bir gün…
Adana'da…
Bir gün de…
İzmir'de koşar!
Bir midir?
İki midir?
Üç müdür?
Belki de her yerde…
Gizemli patronun atı…
Belki de…
İşte…
Bütün bunlar yüzden…
Bu kadar etkileyici!
Çünkü hikâye…
Bir başkasına ait gibi…
Ruhu başka yerde…
Adı başka yerde…
Ve belki de en büyük sır şu…
Atın kim olduğu değil…
Bizim onunla…
Nereye gitmek istediğimizdir?
Merakla…
Bekliyoruz…
Nereye götürecek…
Bu gizemli at bizi!
Bu günlük de…
Bu kadar…
Kalın sağlıcakla…