Her yıl 8 Mart geldiğinde şehirlerin meydanları renklenir. Sosyal medya mesajlarla dolar. Kurumlar, siyasetçiler, şirketler; herkes aynı cümleyi kurar: “Kadınlar Günü kutlu olsun.”
Bir gün boyunca kadın emeği, kadın hakları, eşitlik ve özgürlük konuşulur. Çiçekler verilir, güzel sözler söylenir, fotoğraflar paylaşılır.
Peki ya 9 Mart?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Çünkü takvimler ilerlediğinde, çoğu zaman o sözlerin yerini sessizlik alıyor. Kadınların yaşadığı gerçekler ise bir günlüğüne askıya alınmış gibi yeniden hayatın sert yüzüyle karşı karşıya kalıyor.
Her gün bir başka şehirden gelen haberler içimizi yakıyor. Şiddete uğrayan kadınlar, hayatı elinden alınan kadınlar, emeği görmezden gelinen kadınlar… Bir annenin, bir kız kardeşin, bir eşin, bir arkadaşın hikâyesi yarım kalıyor.
Şiddet yalnızca fiziksel değildir. Bazen bir sözle başlar. Bazen küçümseyen bir bakışla büyür. Bazen de görünmeyen ama ağır bir yük gibi kadının omuzlarına bırakılan sorumluluklarla devam eder.
Evde, işte, sokakta…
Kadınlar çoğu zaman iki kat mücadele eder. Bir yandan hayatın yükünü taşırken, diğer yandan hak ettiği saygıyı ve eşitliği elde etmek için mücadele etmek zorunda kalır.
Oysa bir toplumun vicdanı, en çok kadınlara nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yollarıyla, binalarıyla, ekonomisiyle ölçülmez. Kadınların kendini ne kadar güvende hissettiğiyle, emeğinin ne kadar değer gördüğüyle ve hayallerinin önüne ne kadar az engel konulduğuyla ölçülür.
Kadınların korkmadan yaşayabildiği bir toplum, aslında herkes için daha güvenli bir toplumdur.
Bu yüzden 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda bir yüzleşme günüdür.
Kadınların karşılaştığı eşitsizlikleri görmek, şiddetin her türüne karşı durmak ve toplumsal vicdanı diri tutmak için bir hatırlatma günüdür.
Ama hatırlamak yetmez.
Asıl mesele, o hatırlamayı yılın geri kalan 364 gününe taşıyabilmektir.
Çünkü kadınların hak ettiği şey bir gün hatırlanmak değil; her gün saygı görmek, her gün korunmak ve her gün eşit bireyler olarak yaşamaktır.
Belki de artık şu soruyu kendimize sormanın zamanı gelmiştir:
8 Mart’ta söylenen güzel sözler, 9 Mart’ta da bizimle kalıyor mu?