NALAN TUFAN


YAPAY ZEKÂ ZORBALIĞI: GERÇEKLİĞİN ERİYİP GİTTİĞİ ÇAĞ

RELAX


Bir zamanlar sosyal medya hayatın küçük bir penceresiydi. İnsanlar bir fotoğraf paylaşır, bir anı anlatır, bir düşünce bırakırdı. Bugün ise o pencere neredeyse bir lunapark aynasına dönüştü: Her şey var ama hiçbir şey gerçek görünmüyor. Daha doğrusu, gerçek olan ile olmayan arasındaki çizgi artık seçilemiyor.

Yapay zekâ çağındayız. Ama belki de konuşmamız gereken şey yalnızca “yapay zekâ” değil, “yapay zekâ zorbalığı”.

Artık sosyal medyada gördüğümüz görüntülerin büyük bir kısmı gerçekle yarışmıyor; gerçeği ezip geçiyor. Bir tavuğun kartal gibi uçtuğunu, bir insanın fizik kurallarını hiçe saydığını, imkânsız olayların sıradan bir video gibi servis edildiğini görüyoruz. İzlenme uğruna yapılan bu dijital illüzyonlar, yalnızca eğlendirmeyi amaçlamıyor. Aslında bize sürekli aynı şeyi söylüyorlar: “Gerçek artık yeterince ilginç değil.”

Sorun tam da burada başlıyor.

Çünkü yapay zekâ ile üretilmiş bu içerikler sadece eğlence değil; aynı zamanda bir algı baskısı yaratıyor. Gerçek hayatın sıradanlığı, sabrı ve doğallığı küçümsenmeye başlıyor. İnsanların emeği, deneyimi ve yaşanmışlığı; birkaç saniyede üretilmiş yapay görüntüler karşısında değersizleşiyor. Bu da yeni bir zorbalık türünü doğuruyor: Gerçekliğe karşı yapılan zorbalık.

Bir süre sonra insanın içinde tuhaf bir duygu beliriyor: Güvensizlik.

Gördüğümüz bir görüntüye, duyduğumuz bir sese, hatta bir insanın yüzüne bile tereddütle bakıyoruz. “Bu gerçek mi?” sorusu artık refleks haline geldi. Oysa medeniyet dediğimiz şey, büyük ölçüde ortak gerçeklik üzerine kuruludur. Aynı olaylara inanır, aynı dünyayı paylaştığımızı varsayarız. Eğer bu ortak zemin kaybolursa, geriye sadece şüphe kalır.

Bugün sosyal medyada yaşanan tam olarak bu.

İzlenme ekonomisi, gerçeğin değerini düşürüyor. Daha tuhaf, daha uç, daha inanılmaz olan kazanıyor. Ve yapay zekâ bu yarışın en güçlü motoru haline gelmiş durumda. Çünkü algoritmalar için gerçeklik önemli değil; önemli olan dikkat çekmek.

Oysa teknoloji hiçbir zaman tek başına suçlu değildir. Sorun, onu nasıl kullandığımızda gizlidir. Yapay zekâ insanlığın en büyük araçlarından biri olabilir: hastalıkları teşhis eden, bilimi hızlandıran, yaratıcılığı genişleten bir araç. Ama aynı teknoloji, birkaç saniyelik sahte mucizeler üretmek için harcandığında ortaya sadece dijital gürültü çıkıyor.

Ve gürültü arttıkça, gerçek sesler duyulmaz oluyor.

Belki de artık yeni bir dijital görgü kuralına ihtiyacımız var. Paylaşmanın değil, doğruluğun değer gördüğü bir kültüre. İzlenmenin değil, güvenilirliğin saygı gördüğü bir ortama.

Çünkü her şeyin yapay olduğu bir dünyada, en büyük lüks gerçek olacaktır.