Bir sabah okul yolunda servis kapısı kapanıyor, motor çalışıyor ve hoparlörden tanıdık bir ezgi yükseliyor: “Kâbe’de hacılar…”
Son dönemde özellikle gençlerin ve öğrencilerin dilinden düşürmediği bir isim var: Celal Karatüre. Sosyal medyada paylaştığı videolarla geniş bir kitleye ulaşan Karatüre, bugün artık sadece telefon ekranlarında değil; öğrenci servislerinde, okul bahçelerinde, gençlerin günlük hayatında.
Aslen Samsunlu olan ve Roman kökenli bir aileden gelen Karatüre’nin sesinde farklı bir tını var. Belki Roman kültürünün o içtenliği, belki de ilahileri yorumlarken taşıdığı samimiyet… Onu benzerlerinden ayıran tam da bu duygu geçişi. Teknikten çok hissiyat, gösterişten çok gönül dili.
“Kâbe’de Hacılar” ilahisiyle yakaladığı çıkış, aslında gençliğin ruh hâline dair de ipuçları veriyor. Dijital çağın ortasında büyüyen, hızın ve tüketimin içinde savrulan bir nesil; ama bir yandan da maneviyata aç, içtenliğe susamış. Belki de bu yüzden servislerde pop şarkılarının arasına bir ilahi karışıyor artık.
Bu tabloyu sadece “trend” diye okumak eksik olur. Çünkü burada başka bir şey var. Gençler, sosyal medyada gördükleri bir ismi sahipleniyor; ama onu sahiplenirken bir değeri de taşıyorlar. Gönüllülük, maneviyat, inanç ve aidiyet duygusu… Karatüre’nin yorumlarında süslü prodüksiyonlar yok; çoğu zaman sade bir ortam, güçlü bir ses ve içten bir ifade var. Bu sadelik gençlere daha gerçek geliyor olabilir.
Roman kültürünün müziğe kattığı o sıcaklık da ayrı bir boyut. Ritmi, vurgusu, duygu geçişleri… İlahi formuyla birleştiğinde ortaya hem geleneksel hem de yeni bir tarz çıkıyor. Belki de gençlerin hoşuna giden şey tam olarak bu: Hem bizden hem bugünden.
Öğrenci servislerinde çalan bir ilahi, aslında küçük bir sosyolojik gösterge. Gençlerin sadece eğlenmek istemediğini, aynı zamanda hissetmek istediğini gösteriyor. Maneviyatın dijitalleştiği bir çağda, bir sosyal medya fenomeninin ilahiyle öne çıkması tesadüf değil.
Belki de mesele şu: Gençler kendilerine samimi gelen sesi seçiyor. Onlara yukarıdan konuşmayan, didaktik olmayan, sadece hissettiren bir sesi…
Ve sabah mahmurluğunda bir servis camından dışarı bakarken, fonda “Kâbe’de hacılar” çalıyorsa, bu bize şunu söylüyor: Bu kuşak sandığımız kadar uzak değil. Sadece dili değişti, mecrası değişti. Ama aradığı duygu hâlâ aynı.





