Bu aralar…
Benim gündemim…
Memleketten daha hareketli…
İki hafta önce…
Benim evlatları…
Üçleyince…
İşte çığırından çıktı!
Üç kedi, üç karakter…
Mama kapının…
Etrafında, dönen…
Küçük ama…
Derinden bir hayat dersi!
BİTTER evin aristokratı!
İngiliz asaletini…
Üzerinde taşıyan…
Bir Scottish Fold!
Kulaklar düşük, bakışlar soğukkanlı…
Net bir duruşu var…
Benim alanım, benim düzenim, diyor!
Gürültüyü sevmez haspam…
Ani hareketlerden hoşlanmaz!
Korkudan 3 metre havaya sıçrayabilir!
Mamasını da ağır ağır…
Sindire sindire yer!
Hatta bir iki dakikalık…
Molası da vardır!
Sanırsınız…
Orucunu açtı, çorbasını içti…
Akşam namazını kılıp…
Sonra…
Yemeğe devam edecek!
Onların hesaptan diyeyim…
Sanki beş çayı içiyor!
KURŞUN ise mestan ruhlu!
3 yıl önce bir yazımda…
Kendini Hz. Muhammed’in kedisi…
Sanıyor!
Çünkü…
Irkı oradan geliyor!
Demiştim…
Doğru onun ağırlığını koruyor!
Kurşunumda…
Yerli bir delikanlı edası var!
Çok konuşmaz…
Ama evin nabzını tutar!
Ofise gelse…
Aynen öyle…
Her yere gideyim istiyor!
Ölçme, biçme işleri…
Bundan soruluyor!
İlle de…
Her alanın ne olduğunu…
Her yerin incelemesini…
Yapacak!
Ne tam liderdir ne de geri planda!
Orta yolu sever…
Gerektiğinde hamle yapar…
Ama çoğu zaman…
Boş ver, der geçer!
Onun için huzur…
Mamadan biraz daha önemlidir!
Azman gibidir…
Amma ve lakin…
Yemek için kendini…
Paralamaz!
Ağır abi takılır…
Yemeğinin önüne gelmesini…
Bekler yani…
Ve iki hafta önce hayatımıza giren KINALI…
Ah Kınalı…
Vah Kınalı…
Dört aylık bir Tekir!
Hem yerli, hem de milli…
Küçük, hızlı, gözü kara….
Hem de ne gözü kara…
Hem devasa Kurşun’a…
Hem de…
Cadı Bitter’e…
Birlikte kafa tutacak kadar…
Eve geldiği ilk günden beri…
Sanırsınız…
Yıllardır…
Bizimle yaşıyormuş gibi davranıyor!
Çekingenlik yok…
Her yere burnunu sokma var!
Acaba yok, tereddüt hiç yok!
Başıma bir şey gelir mi?
Diye düşünme yok bu kedide yahu!
Asıl mesele mama saatinde başlıyor.
Bu bücürü tut tutabilirsen…
Karnı acıktı mı, memleketi yıkar!
Ortalığı birbirine katıyor!
Ne çöp kutusu kalıyor!
Ne mama kapları…
Ne de su kabı…
Ara ki…
Bulasın…
Her birini evin bir yerine…
Atmış, savurmuş oluyor!
Mama kapları konuyor…
BİTTER ve KURŞUN…
Ağırbaşlı bir şekilde…
Yerlerine geçiyor!
Ama KINALI bir roket gibi dalıyor!
Önce kendi kabına….
Bitiriyor!
Sonra başını kaldırıyor…
Göz ucuyla diğer kaplara bakıyor…
Ve hiç tereddüt etmeden…
Bitter ile Kurşun’un, mamalarından…
Yemeğe başlıyor!
Hangisine denk gelirse artık!
İlginç olan şu: büyükler geri çekiliyor.
Ne tıslama var ne pati atma….
Sadece bir bakışma…
Ve geri adım!
İnsanın aklına…
İster istemez şu soru geliyor…
Küçük olduğu için mi alttan alıyorlar?
Belki de evet!
Hayvanların…
Dünyasında yaş…
Güç kadar önemliymiş!
Yavruya tolerans ediyorlar galiba…
İçgüdüsel bir koruma refleksi…
Hal böyle olunca…
Bizim ufaklık yemeğin hepsini…
Yiyor maalesef…
İşte…
Bu yüzden…
Son dönemlerde…
Bu arkadaşların başında…
Durmak zorunda kalıyorum…
Akşam yemeklerinde…
Ufaklık, kendi yemeğinden sonra…
Diğerlerinin yemeğini de…
Yiyor çünkü!
Bu yüzden…
Benim yazılar da…
Biraz geç kalıyor!
Nitekim…
Bugün olduğu gibi…
Geç yolluyorum gazeteye yazıyı…
BİTTER aristokrat…
Güç gösterisine ihtiyaç duymaz!
KURŞUN huzurcu….
Kavga etmeye değmez der!
KINALI ise aç değil aslında…
Cesur!
Hayatın ortasına atlayanlardan…
Bazen en küçük olan…
En büyük özgüvene sahip olandır!
Evdeki bu mama diplomasisi…
Bana ayrıca bir düşünceye yol açtı!
Hayatta da çoğu zaman…
En hızlı davranan…
En cesur atılan alan kapıyor!
Sessiz olan geri çekiliyor!
Güçlü olan değil…
Atak olan kazanıyor…
Gibi görünüyor!
Ama işin başka bir tarafı daha var…
Gerçek güç, her kavgaya girmemektir!
Belki de BİTTER ve KURŞUN’un…
Yaptığı da budur!
Yemek çok, huzur tek demek…
Bir kap mama için düzeni bozmamak!
Hal böyle olunca…
Kınalı’nın büyümesini bekliyorum!
Büyüdüğünde…
Durum nasıl olacak?
Merak bu ya?
O cesaret devam edecek mi?
Yoksa BİTTER bir gün aristokrat…
Soğukkanlılığını bırakacak mı?
Kurşun ne yapacak?
Bende üç kedi var ama…
Bu aslında üç hayat dersi demek…
Asalet, sükûnet ve cesaret!
Bir mama kabı etrafında…
3 ayrı karakter…
Bugünlük de…
Bu kadar…
Kalın sağlıcakla…





