Önceki hafta…
Gizemli patrondan söz etmiştim…
Adını anmadan, yüzünü göstermeden…
Yalnızca gölgesini tarif ederek…
Çünkü…
Bu gibi durumlarda…
İsim direkt yazmak…
Gerçeği küçültür!
Hakikat daralır…
Oysa gölge geniştir…
Gölge…
Yani sistemin ta kendisidir!
Geçen haftada…
İlk yazının yani…
Ardından…
Değirmenin suyuna değindim…
Suyun nereden geldiğini…
Hangi yataktan doğduğunu…
Elbette söylemedik…
Ama merakımızı dışa vurduk…
Hangi kanallardan akarak…
Bu değirmen…
Çarka can verdi…
Değirmen dediğimiz şey…
Bir bina, yapı değil yalnızca…
Bir düzenek…
Bir tertip…
Bir süreklilik…
Taş döner, un öğütülür…
Torbalar dolar!
Fakat su kesilirse çark susar!
İşte bütün mesele…
Olmak ya da olmamak değil…
O suyun kaynağında!
Bugün de…
Değirmenin kendisine doğru…
Yürürken…
Dedim…
Bir parantez açalım…
Şeker tadında bir parantez…
Çünkü her büyük çarkın içinde…
Küçük ama tatlı dişliler vardır!
Görünüşte masum, hatta cazip…
Geçen yazıda…
Çerkezköy’de, Atatürk Caddesi boyunca…
Asılan tabelalardan…
Vitrinlerden…
Satılanlardan…
Ve kiraya verilenlerden…
Bahsetmiştik…
Bu minval üzerine…
Hayat hızlı akıyor…
Kiralar yukarı, umutlar daha da yukarı….
Gizemli patron vurdukça…
Bütün bunlar da…
Yukarı zıplıyor elbet…
Altın ve döviz kurları…
Esnafın nabzı gibi atıyor…
Bir metrekarenin değeri…
Bazen bir insanın…
Yıllık emeğini aşıyor…
Kaynağı belirsiz değirmenin…
Sonuçları da…
Belirsiz oluyor…
Piyasa böyle işler…
Ekonominin kuralıdır…
Paranın urlaşması…
İddihar işte…
Ekonomi bilmeyenler…
Enflasyonun da…
Nasıl olduğunu…
Bilmez elbet!
Şimdi yönümüzü…
Az da…
Kapaklı’ya çevirelim!
Özellikle Pınar Bulvarı’na…
Bulvar geniş….
Kaldırımlar yeni….
Cepheler parlak…
Mülkler el değiştiriyor…
Yeni yeni yerler açılıyor…
Kiralar konuşuluyor…
Herkesin gücü bu kiralara…
Yetmezken…
Birileri, üçer beşer…
Gidiyor!
Altın bir güvenli liman…
Olarak zikredilir…
Elbette bizim gibi ekonomilerde…
Döviz de…
Bir sigorta poliçesi gibi…
Tutuluyor!
İnşaat işleri…
Ne kadar kazandığınızı…
Söylemeye…
Gerek bırakmaz…
Bir anda…
Büyük büyük paralar…
Büyük büyük kazandırır ya…
Bir daire, bir dükkân, bir arsa…
Küçük görünen her parça…
Büyük çarkın dişlisi aslında!
Küçüklerin de…
Böyle şeylerle işi olmaz…
Milyon milyon…
İşte tam burada…
Parantezimizin…
Şekerli tarafı beliriyor…
Gelirler….
Kira gelirleri…
Sayısız işletme…
İşletenler değişiyor!
Gizem korunuyor!
Değer artışları…
Bir yıl önce alınan bir mülkün…
Bugün iki katı fiyatla konuşulması!
Tatlı değil mi?
Elbette!
Şeker gibi hem de…
Amma ve lakin…
Şekerin fazlası dişi çürütür!
Uyarmadan geçemem…
Aynen bunun gibi…
Ekonomide de böyledir!
Tatlı kazanç…
Ölçüsüz beklentiye dönüştüğünde…
Değirmenin suyuna…
Fazladan şeker karışır!
Su berraklığını yitirirse…
Çarkın sesi değişir!
Demedi demeyin…
Biz yine gizemli patrona dönelim…
Sadece…
Çerkezköy değil…
Kapaklı’da yükselen, artan…
Mülkler…
Pınar Bulvarı’nda…
Yeni yeni…
Açılan her dükkân…
Yalnızca ticaret için değil elbette…
Bir sermaye dolaşımının…
Göstergesidir…
Altın kasada…
Döviz hesapta…
Kira kontratı çekmecede…
Hepsi aynı soruya bağlanır!
Çark nasıl kurulmuş?
Gizemli patron…
Belki hiç konuşmayacak!
Belki hiçbir zaman…
Fotoğraf vermeyecek…
Ama işte…
Gün gelir…
Fotoğraf verdirirler…
Gün gelir…
Konuştururlar…
Demedi demeyin!
Tıkır tıkır dönen değirmenin…
Suyu nereden…
Diye…
Soran olursa…
Cevabı da…
Çıkacak…
Bizim işimiz…
Çarka hayran olmak değil elbet…
Yalnızca ve sadece…
Suyun kaynağına bakmaktır!
Tatlı parantezler açmak güzel…
Şeker gibi gelirlerden de…
Söz etmek caziptir!
Fakat entelektüel sorumluluk…
Gazeteci yükümlülüğü…
O şekerin…
Hangi tarladan geldiğini…
Hangi emeğin süzgecinden geçtiğini…
Kimin imzasını taşıdığını…
Sormayı gerektirir!
Kapaklı büyüyor!
Çerkezköy genişliyor!
Bulvarlar uzuyor!
Değerler artıyor!
Ama asıl büyüyen nedir?
Servet mi?
Risk mi?
Yoksa…
Sessiz bir bağımlılık mı?
Belki de…
Gizemli patronun…
En büyük gücü…
Görünmemesinde değil…
Sorunun sorulmamasındadır!
Yani…
Değirmenin önünden geçerken…
Suyun sesini…
Dinlemek…
Çünkü…
Çarkın sırrı…
En çok o seste gizlidir!
Bilmem anlatabildim mi?
Bu günlük de…
Bu kadar…
Kalın sağlıcakla…





