Abdulhamit ALBEZ


GİZEMLİ PATRON 5: ŞİRKETLER İMPARATORLUĞU

KARA KUTU


Sevgili dostlar…

Bir caddeyle başlamıştık!
Hatırlayın…

Çerkezköy’de…
Atatürk Caddesi…

Sonra…

Ne oldu sonra…

Kapaklı’ya uzandık…

Yani…

Pınar Bulvarı’na…

Daha sonra…

Çorlu’ya uğradık…

Öyle değil mi?

4 yazı yazdık…

Daha önce…

 

İş merkezleri…
Dükkanlar…
Villalar…

Derken…
Hikâye bir anda…
Akdeniz’e açıldı!

Kıbrıs dedik…
Arsalar…
Araziler…
Vatandaşlık dedik…

Yani mesele…
Bir caddenin hikâyesi olmaktan çıktı!

Artık…
Bir servetin haritasına dönüştü!

Ama bugün…
Bu haritanın başka bir yerine bakacağız!

O da şu:

Şirketler…

Evet sevgili dostlar…

Duyduğuma göre…

Gizemli patronun…

60 mı…
65 mi…
Belki de 70’e yaklaşan…

Şirketi var!

Az değil…
Öyle böyle değil…

20-25 şirket de…

Ortaklılarla…

Söz konusu…

İş bitti mi?

Ortaklık bitiyor!

Şirket kapanıyor!

 

İktisadi ve İdari Bilimler…

Fakültelerinde…

İktisat bölümlerinde…

Ders diye…

Okutulacak bir hikâye…

Bizim, bu hikâye…

Matruşka gibi…

Bakın, bir gün…

Anlayacaksınız, beni!

 

Bir insan düşünün…
Bir şehirde dükkânlar…
Başka bir şehirde arsalar…
Başka bir ülkede araziler…

Ve bütün bunların etrafında…

60’tan fazla şirket!

Şimdi insanın aklına…
İster istemez bir soru geliyor!

Bu şirketler…
Ne zaman kuruldu?

Nasıl büyüdü?

Ve en önemlisi…

Bu kadar şirket…
Nasıl yönetiliyor?

Yönetim deyip geçmeyelim…

Buna da…

Ayrı bir yazı yazmak lazım!

Belki yazarım!

Yönetmek, çok büyük bir iş!

 

Çünkü şirket dediğiniz şey…
Tabela değildir!

Bir şirket…

Defterdir…
Vergidir…
Muhasebedir…
Personeldir…
Üretimdir…
Risktir!

Her biri…
Bir dünya!

Ama 60 tanesi…

Artık dünya değil…

Bir galaksi!

Burada bir parantez açalım…

Türkiye’de…
Büyük holdingler var!

Hepimizin bildiği…
Köklü aileler…

Mesela…

Koçlar…
Sabancılar…

Onlar da yıllarca çalıştı…
Nesiller boyu…

Sanayi kurdular…
Fabrikalar açtılar…

Binlerce işçi çalıştırdılar…

Devleti arkalarına aldılar!

Bir otomobil fabrikası kurmak…
Bir rafineri kurmak…
Bir banka kurmak…

Öyle…
Bir dükkân açmaya benzemez!

On yıllar ister…
Sermaye ister…
Teknoloji ister…

Ve en önemlisi…

İşçi emeği ister!

Çünkü her servetin altında…

Birilerinin alın teri vardır!

Sabahın altısında…
Servise binen işçi…

Akşam eve dönerken…
Üzerinde fabrikadan gelen tozla…

Bir hayat kurmaya çalışır!

Buna ekonomi diyoruz!

İşçi deyip, geçmeyelim!

Servetlerin, altındaki güçtür!

 

Şimdi insan sormadan edemiyor…

Koçların…
Sabancıların…

Yüz yıllık hikâyesinde…

Bunca fabrika…
Bunca yatırım…
Bunca istihdam varken…

Acaba…

60’tan fazla şirket sahibi olmak…

Ne kadar kolaydır?

Bu soru…

Kötü niyetli değil!

Ama…

Meraklı!

Çünkü ekonomi…
Merakla ilerler!

 

Tekrar gelelim…

Bizim gizemli patrona!

Adını bilmiyoruz…
Yüzünü bilmiyoruz…

Amma ve lakin…

Şirketlerini konuşuyoruz!

Bu da ayrı bir durum…

Normalde…

Bir holding patronu çıkar…
Röportaj verir…

Strateji anlatır…
Yatırım planı anlatır…

Basın toplantısı yapar…

Ama burada…

Sessizlik var!

Derin bir sessizlik…

Ama buna rağmen…

Şirketler var…
Mülkler var…
Araziler var…

Yani…

Güç var!

Güç dediğimiz şey…

Bazen kürsüde olmaz…
Bazen mikrofonda olmaz…

Ama…

Tapuda olur!
Şirket sicilinde olur!

İşte tam burada…

Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası geliyor aklıma!

Bir gün köylüler Hoca’ya sormuş:

Hocam demişler…
Zenginlik nedir?

Hoca düşünmüş…
Sonra demiş ki:

“Zenginlik…
Sen uyurken de çalışan şeydir!”

Hakikaten öyle…

Bir dükkân çalışır…
Bir şirket kazanır…
Bir arsa değerlenir…

Ama…

60 şirket birden çalışıyorsa…

Artık orada yalnızca kazanç değil…

Bir sistem vardır!

Bir düzen vardır!

Ve o düzen…

Kendi başına bir güç üretir!

Bu noktada…

Temel’in meşhur fıkrası…

 

Temel’e sormuşlar:

Ula Temel…
Niye bu kadar çok arsa alıyorsun?

Temel demiş ki:

“Uşağum…
Dünya dönüyor ama…
Toprak yerinde duruyor!”

Şimdi…

Bizim gizemli patron…

Sadece toprak almıyor!

Şirket de alıyor!

Yani…

Toprağın yanında…
Sistemi de satın alıyor!

Çünkü şirket dediğiniz şey…

Sadece para kazanmaz…

Etki üretir!

Bir şirket…

10 işçi çalıştırır…
Bir diğeri 100…
Bir başkası 500…

Derken…

Bir bakarsınız…

Şehirdeki yüzlerce insanın…

Ekmeği…

O çarkın dönmesine bağlıdır!

İşte güç dediğimiz şey…

Biraz da burada başlar!

Ekonomi…

Sadece rakamlardan ibaret değildir!

Ekonomi aynı zamanda…

İnsan hikâyeleridir!

Bir fabrikanın sireni…
Bir işçinin vardiyası…
Bir ustanın nasırlı elleri…

Hepsi…

O büyük servetin görünmeyen sayfalarıdır!

Bu yüzden soruyorum…

Merakla soruyorum!

60’tan fazla şirket…

Gerçekten nasıl yönetilir?

Nasıl büyür?

Nasıl bu kadar hızlı çoğalır?

Çünkü sevgili dostlar…

Ekonomide bazı şeyler vardır…

Çok hızlı büyür!

Ama…

Çok hızlı büyüyen her şey…

Sağlıklı büyüme değildir!

Bir ağacı düşünün…

Yavaş büyür…
Kök salar…

Ama…

Kök sağlam olursa…
Asırlarca ayakta kalır!

Bizim gizemli patron…

Bir ağaç mı büyütüyor?

Yoksa…

Bir orman mı kuruyor?

Bunu zaman gösterecek!

Ama şurası kesin…

60 şirket…

Artık bir iş insanının değil…

Bir sistemin hikâyesidir!

Biz de…

Gazeteci olarak…

Çarka hayran olmuyoruz!

Sadece…

Suyun sesini dinliyoruz!

Çünkü sevgili dostlar…

Her değirmenin…

Bir suyu vardır!

Ve biz…

Hâlâ aynı sorunun peşindeyiz!

Bu değirmenin suyu nereden geliyor?

Bilmem anlatabildim mi?

 

Bu günlük de…

Bu kadar…

Kalın sağlıcakla…