Sevgili dostlar…
Türkiye’de her yerde…
Her ilde, ilçede vardır!
Bazı caddeler vardır ki…
Şehrin kimliğini yansıtır…
Şehrin merkezi noktasıdır!
Mesela…
Cumhuriyet Caddesi…
Atatürk Caddesi…
Neredeyse…
Türkiey’nin her ilinde var!
Çeşitli ilçeler de var!
İsimler değişik ama caddeler…
Şehrin kimliğini yansıtır!
Merkezdir!
En hareketli caddedir!
Çerkezköy’de…
Atatürk Caddesi de onlardan biri!
Resmî kayıtlarda…
Hâlâ aynı isimle anılıyor olabilir!
Tabelası yerinde, harfleri sağlam!
Fakat pratikte başka…
Teoride bambaşka bir şey yaşanıyor!
Şu günlerde…
Kemale ermeye doğru…
Hayli yol aldı!
Bir cadde…
Sessiz sedasız el değiştiriyorsa…
Dükkân dükkân, kapı kapı…
Vitrin vitrin toplanıyorsa…
Orada artık yalnızca mülkiyet değil…
Mana da devrediliyordur!
Atatürk Caddesi şu sıralar…
Satılık bir roman gibi!
Ama sayfa sayfa değil…
Paragraf paragraf gidiyor!
Bir bakıyorsun…
Köşedeki bakkal el değiştirmiş!
Biraz ilerideki manifaturacı…
Bir bina belki…
Belki de…
Birkaç dükkan birden…
Devren…
Yazısını asmış…
Karşı kaldırımdaki dükkân…
Çoktan yeni bir isme bürünmüş!
Kuyumcular var mesela…
Kapanıyor, açılıyor!
Satın alan ise meçhul!
Ne röportaj veriyor…
Ne görünüyor!
Ne de selfie çekiliyor!
Katrilyona doğru gidiyor…
Amma ve lakin…
Nefes bile almıyor!
Gizemi üstünden…
Eksik etmiyor!
Günümüz dünyasında…
Bu başlı başına…
Şüpheli bir davranış zaten!
Görünmeyen ama…
Her yerde olan bir el…
Adam Smith mezarında…
Hafifçe doğrulmuş olabilir!
Bizim iktisat derslerinin…
Merkezini oluşturan…
Bay Smith…!
Şehir efsaneleri böyle başlar!
Önce…
Duydun mu?
Gelir!
Sonra da…
Tesadüf mü acaba?
Ve nihayetinde…
Kesin hüküm…
Bu işte bir iş var!
Çerkezköy’de de…
Tam olarak bu aşamadayız!
Yer kalmadı deniyor!
Caddenin neredeyse yarısı…
Belki daha fazlası…
Bilinen, bilinmeyen…
Yani bir cadde düşünün…
Hâlâ halkın…
Ama mülkiyeti…
Giderek tekilleşen…
Kamusal bir omurga…
Özel bir iskelete dönüşüyor…
Burada…
İster istemez…
İsim meselesi…
Gündeme geliyor!
Atatürk Caddesi’nin…
Adının değişmesi mi?
Resmen belki hayır!
Ama fiilen?
İşte orası tartışmalı!
Çünkü isimler…
Bazen tabelada değil…
Zihinde değişir!
Bir gün biri…
Atatürk Caddesi nerede?
Diye sorduğunda…
Hangi Atatürk Caddesi?
Diyecek hâle gelirsek…
İş işten geçmiş demektir!
Teoride adı aynı kalır!
Pratikte başka bir kimliğe evrilir!
Tıpkı anayasal haklar gibi…
Kâğıt üstünde şahane…
Sokakta muamma!
Anlatabildim umarım…
Daha devam edelim…
Bu durum bana…
Bir fıkrayı da hatırlattı…
Adamın biri köydeki…
Tüm tarlaları satın alır!
Köylüler merak eder…
Ne yapacaksın bu kadar araziyi?
Adam cevap verir…
Der ki…
Hiç…
Sadece bilmek istiyorum…
Bakınca benim olsun!
Bugün bakınca anlıyoruz ki…
Modern çağda…
Bakınca benim, demek yetmiyor!
Geçerken de…
Benim demek gerekiyor!
Caddeyi satın almak…
Manzarayı…
Çerçeveletmek gibi bir şey!
Sen bakıyorsun…
Ama aslında o sana bakıyor!
Elbette…
Mesele yalnızca para değil!
Para burada sadece dil…
Asıl konuşan şey iktidar!
Mekân üzerinden kurulan o sessiz iktidar…
Belediye meclislerinden…
Basın açıklamalarından…
Hatta seçim sandıklarından…
Daha sessiz ama daha kalıcı!
Çünkü bir dükkân satıldığında…
Sadece tapu değişmez…
Hatıralar da kiraya çıkar!
Çocukluğumuzun kırtasiyesi…
İlk borcumuzu…
Yazdırdığımız bakkal…
Vitrinine baka baka…
Aşık olduğumuz…
O ayakkabı mağazası…
Hepsi yavaş yavaş…
Bir portföy kalemine dönüşür!
Belki de bu yüzden gizemli!
Çünkü adı sanı bilinen…
Bir patron olsaydı…
Meseleyi daha rahat konuşurduk!
Oysa anonimlik…
Gücün en rafine hâlidir!
Kim olduğunu bilmediğin…
Birisiyle…
Tartışamazsın…
Sadece sonuçlarıyla yaşarsın!
Bir sabah uyanırsın…
Ve cadden tanıdık ama…
Sana ait değil gibidir!
Yabancılaşma dediğimiz şey…
Bazen…
Marx’ın kitaplarından değil…
Vitrinden başlar!
Şaşırmayalım o hâlde…
Unutmayalım ki…
En büyük dönüşümler…
Sessiz satın almalarla…
Başlar!
Tarihin en derin dönüşümleri…
Hep böyle olmuştur…
Ardına baka kalırsın sende…
Bende…
Başkası da…
Hepimiz!
Şimdilik izlemedeyim!
Bugünlük de…
Bu kadar…
Kalın sağlıcakla





